30 Eylül 2018 Pazar

Turufiye (Mikro bilim kurgu öyküleri-2)


TURUFİYE

Patron o sabah asabi şekilde fabrikayı turluyordu. Bir yanında ufak tefek asistanı Selin, diğer yanında fabrika direktörü Cem ile robot hatlarına göz atıp geçiyorlardı. Fabrikada çalışan insan sayısı son yıllarda çok düşmüştü. Ben ve ekibim toplam beş kişiyiz ve fabrikadaki tek insan ekibi biziz. Diğerleri andonlar, liftonlar, turnlatlar gibi soğuk isimli robot ekipleri…

Patron Kamil Bey, kelli felli ve ciddi derece asabi bir adamdır. Fakat tahmin edersiniz ki o fabrikada dolaştığı anda, kendine çeki düzen vermesi gereken sadece 5 adam var. Rakiplerimiz her daim yağlı ve soğuk vücutlarıyla hazır olda bekliyor.

“Murat, ne yapıyorsunuz orada?”

“Efendim şu anda tezgâhlarda detaylı temizlik yapıyoruz.”

“O işi robotlara bırakın demedim mi ben? Bırak şu fuzuli işleri de bizimle gel.”

“Tamam efendim”

Fabrika aslında boydan boya karanlık. Metalik dostların gözleri iyi gördüğünden mütevellit ışık yanan tek yer bizim birim. Uzun bir yürüyüş yolundan geçtik. Patron yeterince eski kafalı olduğu için bir araç kullanmak yerine illa her birimden yürüyerek geçecek ya. Selin ile Cem Bey’in sesi çıkmıyor ama ben yorgunluktan ölüyorum.

Sonunda ardımızda uzay kadar karanlık bir yol bırakarak geniş bir ofise varıyoruz. Burası benim sadece 1-2 kez geldiğim bir salon. Artık patron ağzındaki baklayı çıkarsın diye bekliyorum. İşten atılma ihtimalimi düşünüyorum. Eğer öyleyse tazminat olarak alacağım sanal dünya yolculuklarını hayal ediyorum. Yüzümde istemsiz bir gülümseme kalmış olacak ki Cem Bey’in sesiyle irkildim.

“Komik bir durum mu var Murat?”

Bu insanlar da robot olmuş resmen. Cem Bey’in bir kere hatır sorduğunu hatırlamam zaten.
Patron ani bir hareketle cebinden küçük sandalyeyi andıran bir nesne çıkarıp, yüksek sesle konuşmaya başladı:

“Murat… Bu ne Allah’ını seversen?”

Biraz duraksadım. “Bilmiyorum efendim. İlk defa görüyorum.”

“Cem, neydi bunun adı? Ne yazıyordu ekranda? Kurupiye mi?…”

“Turufiye efendim”

Yüzümdeki şaşkın ifadeyi koruyarak tekrar cevapladım. “Biz böyle bir parça üretmiyoruz.”
Koskoca bir tesisten bahsediyoruz. Artık Endüstri 8.0 ile üretim yapıyor. Fakat işleri o kadar az kişi yönetiyor ki ürünlerin ihtiyacından, tasarımından ve üretiminden birer baş robot sorumlu.

 O an kendimi tutamayarak patronun hoşlanmayacağı bir yorum yaptım:
“Kamil Bey, tasarım baş robotu bu parça hakkında yorum yapacaktır. Açıkçası biz de ürettiğimiz parçaların ne iş yaradığını her zaman bilemiyoruz.”

Kamil Bey gözlerinden ateş saçarak bana baktı.
“Murat. Sorun da bu zaten karşıma alıp konuşabileceğim başka bir adam yok burada. Biliyorum senin amirlerin de robot fakat onlardan bir hayır gelmiyor.”

Kamil Bey’in itiraf gibi cevabından sonra Cem Bey söze girerek biraz toparlamak istedi:
“Kamil Bey, üretim baş robotu bu parçanın kullanıldığı yeri göstermişti ama sonradan tasarım baş robotu bunları değiştirmemiz lazım deyince arada başka bir yapay zekânın hata yaptığını düşünüyoruz. Bu aslında tam olarak ZX robotunun boyun desteğinde…”

“Cem… Tamam sus yeter. İşleri berbat edip sonra da bir şeyler uydurmaya çalışmanızdan bıktım.”

Bu tartışmanın daha fazlasına şahit olmamam için beni görev alanıma geri gönderdiler. Bu Turufiye denen parçanın gereksiz yere üretilmesi, tamamıyla modern endüstri anlayışına göre işleyen bir fabrikanın en yüksek zarar kaynağına dönüşmüş ve tüm işletmeyi iflasın eşiğine sürüklemişti.

Tamamen insansız üretimin, gündelik ihtiyaçlara cevap veremeyecek hale gelmesindeki en büyük neden işin içinde “duygu” eksikliğinin olmasıydı. İhtiyaç, insanlarla başlıyor fakat buna anlam kazandıramayan robotlarla devam ediyordu. Geçmiş zamanlarda özlenen endüstri anlayışı birçok işletme için kâbusa dönüşmüştü.

Unutmadan şunu da söyleyeyim; Turufiye denen parçanın sırrı sonradan çözüldü. Titanyum android tabutlarının menteşesiymiş. Fakat bizim çokbilmiş tasarım robotu onu bir birleşim elemanı kabul ederek milyonlarca ürettirmiş.

Hiç yorum yok: