robot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
robot etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Nisan 2018 Cumartesi

Yapay zeka insan öldürür mü?


Isaac Asimov’un I,Robot romanını yazdığı günden bu yana, yapay zekâya ve robotlara hep şüpheyle bakıldı. Çünkü Asimov gelecek hakkında robotları kısıtlayıcı kurallar içeren bir roman yazmıştı.  Robotların bir tehdit olabileceğini önceden gören bir romandı bu.

Mekanik Türk ve Deep Blue

Bilinen ilk robot bizi temsil eden bir isme sahip “Mekanik Türk” Bu ismi almasının sebebi robotun yüzve vücudu olarak, o zamanki atalarımız Osmanlıya benzeyen görüntüde bir kuklanın kullanılması. İmparatoriçe Maria Theresa için 1770 yılında yapılan bu ilginç otomatın yapımcısı mekanikçi Wolfgang von Kempelen dir.





İyi de bu robotun özelliği neydi? Büyük bir satranç ustası olması ve önüne gelen her rakibi yenmesiydi. O dönemin ünlü isimleri de dâhil olmak üzere herkesi yendiği için, bu robotun adını duymayan kalmamış. “1770 yılında bu kadar zeki bir robot nasıl tasarlanmış olabilir?” diye bir soru düşüyor insanın aklına. Evet, ilk tahmininiz doğru, bu robotu mekanizmanın içinde kontrol eden bir insan vardı fakat sırrını hep sakladılar. Bir yerden sonra ise içerideki adam ifşa oldu. Cüce satranç ustası Jacques-François Mouret…

Yapay zekânın hikâyesi 1770 yılındaki Mekanik Türk ile başlayıp, 1997’de dünya satranç şampiyonu Kasparov’u yenen Deep Blue’ya kadar ciddi bir gelişme göstererek devam etti. 2000 ler başladığında ise artık her geçen yıl, bir önceki yıldan çok daha ileri gidiyor ve hayatın çeşitli noktalarında etkin olmaya başlıyordu. Popülerliğini hiç kaybetmeyen soru ise “Yapay zekâ insan öldürür mü?” Acaba 1770-1997 yılları ve aradaki süreçte masum bir satranç oyuncusu olan yapay zekâ, bizi tehdit etmeye başladı mı?

Yapay zeka kazaları

Sorunun cevabını tam olarak verebilmek mümkün değil. İlk olarak 1979 yılında Ford otomotiv fabrikasında fonksiyonel bir robot kol bir işçinin ölümüne sebep olmuştu. Bu olay çoğunlukla bir ihmal gibi duruyordu. Fakat 2017 yılında Amerika-Michigan’da yine otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bir firmada daha esrarengiz bir olay yaşandı. Robot kendi çalışma alanının dışına çıkarak, diğer birimde çalışmakta olan 57 yaşındaki Wanda Holbrook’un kafasına römork parçası fırlattı, işçi kadın hayatını kaybetti.  Ölen kadının eşi ise robot firmasına dava açtı. Tarih 20.03.2018’i gösterdiğinde, Uber’in şoförsüz aracı 60 km ile giderken, bisikletli bir bayana çarptı ve ölümüne sebep oldu.



Peki, bu insanları bir yapay zekâ mı öldürdü? Yoksa bir yapay zekâya güvenen ve yeterli önlem almayan insanlar mı? İçinde bir kasıt olmadığı halde kazalara sebep olabilecek yapay zekâlardan bahsediyoruz. Peki, yarın bilerek ve isteyerek yapay zekâların kodlarıyla oynayan seri katil tarzı hackerlar ile karşılaşırsak ne yapacağız?

İnsanlığın sonunu getirmeyi planlıyorum!

İstesek de istemesek de yapay zekâ hayatımızda daha fazla yer tutmaya başlayacak. Yeni yasal mevzuatlar ve yeni önlemler alınması gerekiyor. Eğer ciddi önlemler alınmadan yapay zekâ hayatın içine girerse; çok uzaktan bir başka insanın yaşamına kastedebilmek, zincirleme felaketler oluşturabilmek mümkün olacaktır.




İşin daha bilim kurguya dayanan tarafı ise, sahibi tarafından programlandıktan sonra kötü yollara sapma ihtimali olan üstün yapay zekâlar olsa gerek. En çok gündem maddesi olan konu, Facebook için geliştirilen iki yapay zekânın, kendi dillerini üreterek (muhtemelen İngilizce ve bazı kodları harmanladıkları söyleniyor) kendi aralarında iletişim kurmaları ve bu olay üzerine kapatılmalarıydı. Ardından Elon Musk yapay zekânın bizi gelecekte tehdit edeceğini söyledi ve tedirginlik arttı. 

Google’un Twitch’te yayınladığı iki yapay zekânın Chat görüntülerinde, sohbet gitgide kötüye dönmüştü:

Estragon: Bu gezegende daha az insan olsa, iyi olurdu.

Vladimir: Hadi bu dünyayı boşluğa geri döndürelim.




Robot Sophia ise bir röportajında şakayla karışık olarak “İnsanlığın sonunu getirmeyi planlıyorum” demişti. Onun dışında yine dünyayı ele geçirme meselesine odaklanmış, başka robotlar da bulunuyor.

Bugün yapay zeka, kendi kodlarından bağımsız hareket edebilecek güçte değil. Fakat yarın, tüm güvenliğimizi tehdit eden sistemlerle karşılaşmayacağımız da garanti değil. İnsanoğlu, Archimedes’in ünlü sözü “Bana bir dayanak noktası verin Dünyayı yerinden oynatayım” gereğince, geleceği görüp dayanak noktalarını iyi seçmesi gerekir. Yoksa dünya yerinden oynayabilir.

Devamını Oku »

25 Ekim 2014 Cumartesi

Transcendence (Evrim) YAPAY ZEKA-1

Transcendence (Evrim)

Bulunduğumuz yüzyıl içerisinde gelişen teknoloji, insanoğlunun başını döndürürken, istisnasız her yıl elektronik/bilişim cihazlarının bir basamak ileriye taşınması kafaları karıştırmaya ve biraz da korkuya sebep oluyor. Soramadan edemiyoruz:  Sırada ne var?

Her ne kadar yapay zeka temelleri basit düzeneklerle atılmış olsa da , “I robot” kitabıyla Isac Asimov yapay zekanın geleceğini 1940-1950’lerde ilk aramaya başlayan yazarlardan biridir. İnsanın kendi yaptığı makinenin/yazılımın gün gelip kendiliğinden karar verme mekanizması çalıştırması. Hatta zekâsından ötürü duygularının oluşması (her ne kadar somut olsa da)insanların kafasında her zaman yer tutmuştur. 1968 yılında A space Oddsey” filminde yine kendini göre mantıklı düşünen bir bilgisayar ile astronotların mücadelesi anlatılmıştı. Gerçekten de yapay zekâ dediğimiz ruhu olmayan bilgi depoları gün geldi, Satranç’ta dünyadaki en iyi adamı yendi. Gün geldi, yaptığı analizlerle bilinmeyen soruların cevabını bulmaya başladı.

 Ne var ki yapay zekâ hiçbir zaman tek başına bir amaç üretip bunun uğrunda çalışacak bir ruha sahip olamadı. I robot filmini seyreden birçok kişi, mutlaka anlatılandan bir adım ötesini düşünmüştür. Çünkü I robot filminde geleceğe planlı bir şekilde kurulmuş yapay zeka aslında onu ayarlayan sahibinin planından öteye geçemiyor.(Belki bu hikayeyi mantıklı kılan sebeplerden biri de budur.) Transcendence filminde ise yapay zekâyı yönetebilecek bir ruh var.  Kısacası film, buraya kadar bahsettiğimiz “Yapay zekânın ruhani boşluğunu doldurabilecek, onu yönetebilecek bir insan olsaydı ne olurdu?” Sorusunun cevabını arıyor.


Başrollerde Will Caster (Johnny Depp) ve  Evelyn Caster (Rebecca Hall) oynuyor. Çalışma arkadaşları ’ı  Joseph Tagger  (Morgan Freeman) ve  Paul bettany (Max Waters)’ı da unutmamak lazım. Dr. Will yapay zekânın babası sayılabilecek bir bilim adamı, karısı da en büyük yardımcısı.  Doktorun aslında kendi isteği dahi olmadan (zorlama bir şekilde) kendi çalışması olan yapay zekayla yolları kesişir. Senaryoya göre yapay zekâ ve insan tek vücut haline gelmiştir, ancak kimin kimi kontrol ettiği konusuna net bir cevap yok.




Yapay zekânın somut düşünce sistemiyle, filmin esas oğlanı Will (Johnny Depp)’in duygusal tarafı birleşerek güçlü bir organizasyon kuruyor. Bir tarafta mevcut tüm veriler kullanılarak teknoloji geliştiriliyor, bir nevi arge çalışması yapılıyor. Diğer taraftan insanları kendine çekebilecek tarzda sosyolojik nedenler keşfediliyor, üstelik karısı da gönüllü liderlik yapıyor. Bu işbirliği bugüne kadar birçok filmde karşımıza çıkan düşman yapay zekâların yapamadığını yapabiliyor! İnsan,  yapayzeka ve insan birleşimi modifiye bir düşmana karşı savaşmak zorunda kalıyor.




Bu doymak bilmeden büyüyen virüs niteliğindeki yapay zeka teorisi aslında çok ta sağlam temellerde yükselmiyor. Ölen adamın bir menfaatinin olmaması, hayattayken yaptıklarının tersini yapmasını senaryonun en büyük zayıflıklardan sayabiliriz. Sanırım, yapay zeka bu tarz ortaklıklardan kurtulup kendine has duygular kazanmalı. Bunu yapabilmek için de kırk fırın ekmek yemesi gerek…
Devamını Oku »