ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2016 Pazar

Yaş otuz beş, yolun neresi eder?

Cahit Sıtkı Tarancı’nın meşhur şiirini bilirsiniz.

“Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün…”

Çocukken, şiirin içindeki “Dante (Alighieri)” isimli Rönesanscı yazarı bilmediğim için onu “dantel” diye anlayıp, demek ki hayat bir dantel bu adam da onun ortalarında bir yerdeyim demek istiyor diye düşünüyordum. İşin aslı İlahi Komedya yazarı Dante, eserinin ilk bölümlerinde 35 yaşında başladığı hayalî yolculuktan bahseder, Cahit Sıtkı da ona atıfta bulunmuş. 35 yaş şiiriyle ilgili halk arasında dolaşan diğer bir yorum ise Cahit Sıtkı’nın 35’e yolun yarısı dediği halde, 46’sında hayata veda etmesidir. Aslında şiirin son mısralarında kaç yaşında öleceğimizin belli olmadığını söyler, ama bunu görebilmek için şiiri sona kadar okumalısınız. Şair yolun ortası der ama sonunu anlatır.



Son 10 yıl ışık hızında mı geçti?

Yaşınız 35 ise son 10 yılda başınıza ne gelirse gelmiş olsun çok hızlı geçmiş olduğunu düşünüyor olmalısınız. Çocukluğunuzdan ve gençlik dönemlerinden uzaklaşmaya başladıkça hayatınıza biraz sakince bakıp düşünmeye başlarsınız. Aslında isyan etme döneminiz sona ermiştir, yavaş yavaş rüzgâra kızmak yerine yelkenleri nasıl açacağınız konusunda düşünmeye başlarsınız. Düşünce dünyanızın zenginleşmeye başladığı bir dönemdir ve ne yaparsanız yapın, eskisinden daha iyi yapmak istersiniz.


Geç fark ettiklerimiz

Cahit Sıtkı şiirinde her şeyi geç fark ettiğinden bahseder. Belki hayatımızda aralıklı olarak devam eden, pişman olma süreçleri otuz beşinci yaşınızda artık kapınızı çalacak kadar büyür. Yapmanız gereken şey ondan saklanmak yerine son kez misafir etmek. Üzülmek için artık daha fazla vakit harcamamıza gerek yok çünkü. Bu yaşımıza kadar geldiğimiz yeri hazmedebildik mi? Geriye dönüp çıktığımız basamakları saymak, ne olursa olsun geldiğimiz yeri hazmetmek demektir. Hem maddi hem de manevi olarak asansörlere güvenmememiz lazım. Ahmet Haşim’in dediği gibi merdivenlerden ağır ağır çıkmak daha iyi bir tercihtir.




Cahit Sıtkı gibi karamsar olmayın


İnsan hayatını planlarken, düşüncesinin merkezine ne ölümü koymalı, ne de bitmeyecek bir dünya hayatını. Cahit Sıtkı belli ki başına gelen her şeyi, karanlığa yolculukta birer sembol yapmış. Otuz beş yaş farkındalık için iyi bir durak, ama o duraktan geçen ilk otobüsle hayallerinize doğru yola çıkın ve Cahit Sıtkı’yı güzel eseriyle orada yalnız bırakın. 
Devamını Oku »

12 Şubat 2014 Çarşamba

Korku Filmi Motifleri-1 (Katiller/Psikopatlar)

Korku Filmi Motifleri-1


Korku filmlerini somut ve soyut olarak ikiye ayırabiliriz. Soyut korku filmlerinde korkunç şahsiyet ya birkaç kez görünür ya da hiç görünmez. Somut korku filmlerinde ise düşman genellikle sapık, psikopat, katil ya da en klasik olan bir tür hayvan olabilir. Hayvanların tehdit oluşturduğu filmler bir döneme damgasını vurmuştur ama ilk olarak inceleyeceğimiz korku filmi türü, sapık, katil ya da şizofreni insanlara ait olanlar.


Genellikle çok zor ölen kötü karakterlerin diğer bir ortak özelliği kurbanlarının peşinden yavaş,emin adımlarla yürümeleridir. Haritaları çok iyi bilen bu korkunç kişiler, kurbanlarının karşısına beklenmedik yerlerde çıkarlar. Zaten çoğunlukla olay kendi mekanlarında geçer. Filmlerin çok büyük bir kısmında bu kişiler konuşmayı bilmezler, bilseler de sevmezler, laubali olmaları beklenmez! Psikopat katillerde organize bir çete görmemiz zordur, tek başına takılırlar. Katiller tıpkı kedinin fareyle oynadığı gibi kurbanlarıyla oyun oynarlar, hatta ellerinden kurtulmalarına izin verip tekrar yakalamak onlara zevk vermektedir. Oyunları en çok sevenlere Jigsaw (Saw film serisi) ve Collection/Collector serisindeki maskeli adam örneklerini verebiliriz.


Katiller çoğunlukla tek olmalarına rağmen kurbanların sayı sınırı yoktur. Cem Yılmaz’ın literatüre geçen esprisi ise gerçektir: “Kim ki gözlüklü ve şişmandır, ilk o ölür.” Issız tatil beldelerinde teker teker ölen gençlerin korku filmi bir yerden sonra kabak tadı vermektedir. Artık kült olmuş senaryolara göre 1-2 tane kurban sonunda katili öldürecektir. İşin ucunda esrarengiz bir durum yoksa korku filmleri en basit tabirle “kasap havası” şeklinde ilerleyecektir. (En büyük esrarengizlik örneği sanılan şey katilin kimliğinin saklı olmasıdır) Serisi olan filmlerde ise salt şiddet ve iğrençliğe yönelim açıkça anlaşılır. Mesela Testere(Saw)  filmlerinde serinin ilk filminden son filme doğru zekadan şiddete yönlenme vardır.




Kişilik problemi olan katillerin bazıları kendi iç dünyasında çok tutarlıdırlar, işte bu tutarlılık onları bir canavara dönüştürmüştür. Onları anlamaya çalışmak güçtür, yok etmesi daha kolay…Korku filmlerindeki psikopatların, toplumdaki gerçek psikopatlara ilham kaynağı olması ise bize dokunan en kötü yanıdır.
Devamını Oku »